16 Ocak 2015 Cuma

Evvel Zaman İçinde

"Karacaoğlan sevmiş susarız."

Hüzün renginde akşamlar indiğinde

Çatalkaya'da çoban ateşleri yanardı
İçimde
Üşümeye hazırlanan bir çocuk
Buğulanan camlarıma 
"Adını" yazardı
Oysaki ben çoktan unutmuştum üşümeyi
Gurbetçi babamın sıcacık mektuplarında 
Ve
Alışkanlık edinmiştim seni özlemeyi
Bir sınır kasabasında
-eksi otuzlarda-

Hüzün renginde akşamlar indiğinde

Mor alevli dağ ateşleri yanardı
Kerem, Aslı'ya yanardı
Ben sana...
Susardım...
Ne Karacaoğlan anlatabilirdi beni
Ne Fuzûlî
Yetmiş iki dilde sevmeyi
Ve ana-avrat dümdüz sövmeyi isterdim
Herhangi bir
Sahil kasabasının 
Herhangi bir akşamında 
Ölmeyi 
Düşlerdim

Mor alevli dağ ateşleri yandığında

Nedense hep haritalara bakardım
İçim seninle dolardı
Kim bilir hangi kentin
Hangi zulasında saklıydın
Kim bilir hangi kalbin 
Sıtmalı coğrafyasında
Bana
Yasaklıydın

Hüzün renginde akşamlar indiğinde

İçimde çoban ateşleri yanardı
Haritalara bakardım
Benim de susacaklarım vardı
Susardım...
Tekmil içim kanardı
Toroslar'da ağlasam
Yalnızçam' a yağardım

Giderken

"Aslında her gidiş kendi yalnızlığına yolculuktur."

Gidiyorum
Eğer,ardımdan gelirsen
Eğer ki "Gitme dur" dersen
Yapacağımı biliyorum
Aslında ben
Seni değil
Her köşe başında kendimi
Bırakıp gidiyorum
Bir damla hüzün
Çığ gibi devrilsin üstüme
Aldırma yanarsa yansın Kadirli
İsterse dünya yansın
Namerdim acırsam
Şu kadar
-Ulan içinde kaç kuruşum var
Kendimi sokaklara vurmadıysam
Sahte kadehlerde avunmadıysam
Delikanlılığımdandır
İşte bu yüzden
Seni değil
İçimin zehrini alıp gidiyorum

Boşuna ağlama kahverengi kahverengi
Ben,o numarayı
Bir defa
Yerim
Ve giderim dersem
Çeker giderim
Delikanlılığın
Şanındandır deyip
Bir tesbih sabrıyla
Gezelediğim Uzun Çarşıyı'da çiğnerim

Gidiyorum
Bu,ilk ve son
Gidişim olacak
Ve her zaman
İçinde "ben" kadar bir boşluk olacak
Ve hep bir yanın eksik kalacak
Bir tek sahterengi gözlerinle
Bir de lânet olası sevdanla gidiyorum
Sana da "keşke"ler bırakıyorum.